11 Haziran 2015 Perşembe

Yazlık Müzikler Geldi Hanımmm-1 :)

Merhabalar Efenim,
Malumunuz yaz geliyor. Geliyor diyorum çünkü Giresun da 11 Haziran ama hala güneşi göremedik biz. :] Her yaz yaptığım gibi bu yazda iki ayrı gruptan iki müthiş hit şarkı liste çıkaracağım. İki liste derken yerli ve yabancı değil tabi ki :] mutlu mesut yaz geçirenler ve biz olarak liste oluşturacağım. Gelelim listelerimize;
Tabi ki ilk olarak bizim listemizi oluşturacağım, mutlular yarını beklesin :]
1.Sıla Gençoğlu-Hediye
Bir çok insana dokunma sebebiyle kalbi namzetlere kök salmış olan Sıla Gençoğlu, bu yaz da sağolsun pek dokunaklı şarkılarından biri olan ‘’Hediye’’ye klip çekmiş bulunmakta. Tüm sosyal ağlarda paylaşmadan geçilmeyen ‘’hediye’’ bu yaz listelerimde 1. Sırada.
2.İmera – Emri Olur

 Bir arkadaşımın sosyal ağ hesabında görüp, aylardır her müsait ana sıkıştırdığım,güzel memleketimin güzel insanlarından oluşan bu grubun her şarkısı ayrı ayrı güzel. Özellikle ses tonları ile  kök hücrelerime kadar ilettikleri dokunaklı sözleri ile ‘’emri olur’’ bu yaz listemde 2. Sırada.
3. Gülben Ergen & Oğuzhan Koç – Aşkla Aynı Değil
Yaklaşık 7 yıl önce ‘’gül ki sevgilim’’ ile tanıştığımız daha sonra ‘’ÇGHB’’ ile ailemizin içine giren haşere çocuk Oğuzhan Koç’un, popüler kültürün iyi temsilcilerinden olan Gülben Ergen ile yaptığı bu düet, hepinize bi yerden dokunmuştur mutlaka. O yüzden bu yaz ‘’ Aşkla Aynı Değil’’ listelerimde 3. Sırada.
4. Sibel Alaş- Adam

 90’lı yılların çocuğu olarak listelerimde bol bol 90’lı yılların şarkıları bulunur. İşin açıkçası 90’lı yılların müziklerindeki hazzı pek de bulamadığım için listelerim 90’lar ile dolu. Bunlardan biri olan ‘’Adam’’ şarkısı ise yeri apayrı olanlardan. Dinlemekten zevk alacağınız biliyorum. Kendileri listemde 4. Sırada. Durmayın dinleyiniz efenim :]  ‘’Yaşasın 90’lar’’
5.Seksendört - Hangimiz
Hayatımıza ‘’Ölürüm Hasretinle’’ giriş yapan Seksendört, geçen yazların başında ‘’ Aklımı Geri Ver’’ ile yaz aylarını bana pek de hoş yaşattı. Bu yaz da ‘’Hangimiz’’ ile yaz ayların başında sıkı bir giriş yaptı. Solistliğini kadife sesi ile  Tuna Velibaşoğlu’nun yaptığı Seksendört grubu, şarkıları ile hitap edemeyeceği kesim olduğuna inanmayanlardanım. Listemde 5. Sıra ‘’Hangimiz’in.
6. Resul Dindar – Hoş Geldin
Bu şarkıyı kalbi olmayan dinlemesin efenim. İnanın ki şarkıyı kirletmiş olursunuz. Söz ve müziği Hüsnü Arıkan’a ait olan ‘’hoş geldin’’ i , ilk olarak pek kıymetli  Birsen Tezerden dinledim. Daha sonra müzik tarihine  sokak müziğinin Türkiye temsilcisi olarak gireceğine inandığım Koray Avcıdan müthiş bi şiir eşliğinde duydum. Şimdi ise Resul Dindar…. Benden ne istiyor bu sanatçılar bilmiyorum ama tekrar ediyorum, kalbi olmayan lütfen dinlemesin :] Listemde Resul Dindar 6. Sırada.

7. Birsen Tezer- Delikanlı

Birsen Tezerden bahsedipte  Birsen Tezer listeye koymamak olur mu? Bu kadın sadece söylesin… Muhteşem sesi, muhteşem bestelerle her an birleşsin. 2013’de keşfettiğim bu şarkı hangi listem olursa olsun, kıyıda köşede mutlaka var. Yolda, sahilde, kitap okurken, ders çalışırken, yemek yaparken, balkonda bi sigara yakarken…. Her daim ‘’delikanlı’’ ile süslenebilir. 7. Sıra büyük bi zevk ile ‘’delikanlı’’nındır.
8. Sezen Aksu & Cihan Okan – Yine Mi Çiçek

Asmalı Konak, Bir Bulut Olsam, Muhteşem Yüzyıl gibi bir çok dizinin senaristliğini yapmış Merhume Meral Okay’a ait olan ‘’yine mi çiçek’’, bir sahil kasabasında tüm gamı kederi denize akıtırken dinlenecekler arasında tabi ki yerini aldı. Meral Okay’ın vefatından sonra Meral Okay ve Eşi Yaman Okay’a itaf edilen şarkı, çalma listelerim de  8. Sırada…
9.Koray Avcı – Yakarım Geceleri

Sokakların neşesi Koray Avcı. Neşesi dediğime bakmayın bildiğiniz efkara sürükler sizi haberiniz olmadan. Kendisini ilk bir yetenek yarışmasında Volkan Konak taklidi ile tanıdım. Sonra yüzyüze tanışma şansımızda oldu. Gerçekten videolar da ne görüyorsanız aynısı. Yapmacıklık,hava,fors sıfır… Egosuna yenilmeden ilerleyen Koray Avcı bu şarkı ile aslında lakabını biraz geri plana itiyor. Sesi Gülen adam listemde 9. Sırada….
10.Fırat Tanış- Yani

Evet evet oyuncu Fırat Tanış. Akustikhane’nin göz bebeği, dinlemek için her türlü bahaneyi bulduğum Fırat Tanış.Bülent Ortaçgil’in ‘’değirmenler’’ şarkısı ile tanıdığım Fırat Tanış, sözü ve müziği kendisine ait olan, daha önce Emre Altuğ’un da seslendirdiği bu şarkı listemde her zaman ‘’10’’ numara.


Ben buraya yüzlerce şarkı yazar yüzlerce kez duygulara esir ederim bizi ama ilerki zamanlara yazacak bir şeylerim olsun isterim :]

10 Haziran 2015 Çarşamba

Büşra - 2010


Büşra, Bahadır Boysal'ın Leman dergisinde haftalık çizgi roman olarak neşrettiği bir çizgi karakter. Sinemaya aktarılan versiyonda da aynı minvalde maceralar peşinde koşan kahramanımız türban defilesinden maskeli balolara her ortamda fink atmaktadır. Ancak Türkiye toplumuna özgü çelişkiler kahramanımız başta olmak üzere filmde yeralan karakterlerin başını sık sık ağrıtacaktır. Usta çizer Boysal'ın aynı adlı çizgi kahramanının sinema uyarlaması Büşra'nın hikayesi; dört yalnız bireyin, dört farklı vizyonun ve dört trajik öykünün düğümlenmesiyle oluşuyor. Sonunda ortaya çıkan kaçınılmaz trajedi ise, yaşadıkları toplumun en üzücü gerçeğini onlara mutlak bir biçimde anlatacak: Hoşgörü olmayan toplumlarda, insanlar yalnızlığa mahkumdur.

Benim sözlerime sıra geldiğinde ise; 'Büşra' filminin sansasyon ya da polemik yaratmaktan öte bir derdi olduğunu ve tüm ekibin bu derdi anlatmaktan başka bir şeye odaklanmadığını gördüm. Ama bunu anlamak için bilet alıp sinemaya gitmek gerekliydi... Bu kadar 'kirli bilgi'ye maruz kalan bu film, kimseye yaranamadan, önyargı dağlarına toslayıp vizyondan ayrılması beni üzerdi ki öyle olmadı....
Belkide onlarca kez izledim ''Büşra''yı. Her izlediğimde aynı bütünden aynı yerde etki altında kaldım. ''Hepimiz yalnızdık'' en az ''Büşra'' kadar.Hepimize vardı o ön yargı en az ''Büşra''nın ki kadar. Neydi toplumun derdi? Neden olduğu gibi sevmek yerine kalıplara sokmaya çalıştık insanları?  Nedendi sevgisizlik? anlamadım... Ama biliyorum ki bu yazım bittikten sonra tekrar ''Büşra''yı izlemek için fırsat kollayacağım. Çünkü hepimiz ''Büşra''yız....

9 Haziran 2015 Salı

Turgut Uyar-Göğe Bakma Durağı

+sevdiğinden bir şey beklemek olmaz.Aşıklık,vermek mesleğidir:almak olmaz.
-ne yapacağız peki?
+gerekirse bir ömür bekleyeceğiz.
-peki hiç sevmezse?
+ya severse...?


En içten,en içten,en içten gelen sesine bile ters düşer mi insan? Düşer.... İn inebildiğin kadar derine. Tüm çarelerin çaresizliğini haykır Turgut Uyar ile. Bilmelisin; sonsuz zaman yok,çok sev çok haykır dünyaya. Dua eder gibi,şefkat gibi oku bu kitabı. Sen de en az bu kalıplara layık olacak kadar çok sevil....

The Color of Paradise / Rang-e Khoda / Cennet’in Rengi (1999)


Sinekiyatri’de yerini alan Cennet’in Çocukları’ndan sonra yeni izlediğim 1999 yapımı The Color of Paradise / Rang-e Khoda / Cennet’in Rengi; ayrı bi dokunaklı geldi bana… Ajitasyona kaçmadan, seyirciyi mendil masrafına sokmadan anlatıyor çok dramatik, iç burkan bir hikayeyi.. Yönetmen Majid Majidi bana göre izleyiciyi iç dünya ve vicdan muhasebesi yapmaya  davet ediyor..

Muhammed rolündeki amatör oyuncu Mohsen Ramezani’yi ve baba rolündeki Hossein Mahjoub’u çok beğendiğimi söyleyeyim.. Ayrıca filmin geneliyle birlikte bazı görüntüler ayrı muhteşem: Kız isteme faslında arka fonda turuncu perde bulunan sahne ile hastalanan nineyi çektikleri arkada köy odası detayları ve gaz lambası olan kareler favorim..

Bir de beni çok vuran sahneleri sıralayayım:

*Babası Muhammed’i uzaktan sevgi kırıntısı içermeyen gözlerle bir süre süzer.. Müdür’ün odasına yönelir.

*Baba, gelin adayının evinde Muhammed’den bahsetmez: İki kızı olduğunu söyler.

*Kör marangoz Muhammed’in ağladığını eline düşen damladan anlar...

*Nine oğluna, “ben senin için endişeleniyorum, onun (Muhammed) için değil” der.. Adam suratına tokat yemiş gibi, biz seyirciyle birlikte sarsılır..

Cennet’in Rengi’ni izlememle birlikte Mohsen Namjoo ve şarkısı Ey Sareban ile tanıştım.. Üç günde 100 kez dinledim desem az olur..

Güneş Demirel- Şimdi Benimsin



Hüznün aşka doğru attığı her adım onun kelimelerinden biri...
                             Her cümlesi acı dolu bir yüreği aşka daha çok yaklaştırıyor.


Güneş Demirel, klavyesinde gezinen parmaklarının yüreğinize dokunduğunu hissedeceğiniz bir yazar.
Şimdi Benimsin
Elifle Fıratın onlardan ummayacağınız aşkının romanı.
Acıyla başlayan her aşk gibi yakıcı onların aşkı da. Çaresizliğin birleştirdiği her çift gibi onlar da aslında yalnız.
Tabii birbirlerinin olana kadar!
Elifin aile özlemine umulmadık şekilde yer açan yeni ailesiyle hissettiği huzurun doğurduğu bir aşk, Fıratın kendini ispat için başladığı ama içten içe kıskanarak büyüttüğü bir aşk onlarınki.
Yalnız kaldıkları her saniye nefretken önce alışkanlığa sonra da vazgeçilemezliğe doğru ilerliyor...
Okumaya başlayın... Sayfaların yetmeyeceğini göreceksiniz!



Bu kitaba internette gezerken denk gelmiştim, biraz oku'dan ilk birkaç sayfasını okuyunca beni o denli etkilemişti ki hemen sipariş vermiştim.
Nitekim çabuk bitti, gerçi bunun benim psikopat gibi aralıksız okumamla da ilgisi var :)
Yazarın ilk kitabı, bu yüzden eleştirirken ılımlı olmaya gayret edeceğim...

Öncelikle etkilenmemin en büyük nedeni toplumda hala yara olan tecavüz konusuna değinmiş olmasıydı
ve karakterin gözünden o psikolojiyi anlatışı beni gerçekten sarsmıştı... Ta ki kitap biraz ilerleyene dek...
Neyi beğenmedin diye sorarsanız...
Bir kere Elif'in hayatını karartan o kararı veren, oğullarına bu konuda baskı uygulayan ailenin yazarın anlattığı kadar iyi ve anlayışlı olabileceği bana inandırıcı gelmedi. Keza, aynı inançsızlığı Elif'in üniversiteye gitmesinde de hissettim. Töre töre diye tutturan bu insanlar evli, üstelik yeni bebeği olmuş bir kadını üniversiteye gönderirler mi düşünmek lazım?

Sonra Fırat'ın aşkı... Evet, bu aşka inandım; karakteri samimi de buldum, uğraşlarını taktir de ettim. Bunlara diyecek sözüm yok... Elif'in bu konudaki tutumu çok katı geldi bana; herkesi affetti, bir tek onu affetmesi yıllarını aldı.
Kitapta zamanda yapılan 4 yıllık atlamayı ayrı gereksiz buldum...
Yani kısacası başlardaki o beğenim son sayfalara doğru silindi gitti.

Yani illa ki mutlu son olmak zorunda değildi, sırf öyle olsun diye bu denli ıkınmanın anlamı yok!
Ki bence daha gerçekçi bir bakış açısıyla olaya yaklaşıp sayfa sayısını azaltıp daha etkileyici bir kitaba imza atabilirmiş yazar... Ama işte ilk kitap, ilk tecrübe...

Bunun dışında kitap bir dünya basım hatasıyla doluydu. Yazarın zaman kalıbı konusunda karışıklık yaşaması okumayı güçleştiriyor... Ayrıyetten kitabın editoryal düzenlemesini yapanlar da buna hiç dikkat etmemişler.






6 Haziran 2015 Cumartesi

Kısaca ben ve bloğum :)

Merhabalar Efenim,
Ben Merve ŞEN. 17,10,1991 Kayseri/Pınarbaşı doğumluyum. Aslen Trabzon/Akçaabatlıyım.5 kişilik bir ailenin en son üyesiyim. Sevgili Bey Babacığım Öğretmen. Pek kıymetli Valideciğim ise ev hanımı.Bir adet 1983 model bir adet 1987 model olmak üzere iki tane ablam var. Bu da beni profesyonel teyze yapıyor. :) Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü 3.Sınıf Öğrencisiyim. Geleceğin Pilotuyum :) Yaklaşık 20 yıl önce yani 4,5 yaşındayken okumayı öğrendim. O gün bu gündür nerede bir kelime görsem okudum. Yaş büyüdükçe buna filmler,diziler,videolar eklendi. Yaş yine büyüyor ve başka şehirleri görmeye başladım. Sizinle hem yeni,hem eski okuduğum,izlediğim,gördüğüm nereler varsa paylaşacağım. Ben çok mutlu olacağım çünkü paylaşmayı seviyorum. Sizde benimle mutlu olun olur mu ? :)