12 Temmuz 2015 Pazar

Doğa içinde üçlü kombo; Sessiz Çığlık/2010,Hayat Sana Güzel/2011,Kaçıklar Üniversitesi/2009

İş güç arasında kendine zaman ayırmak kadar güzeli var mı? Oturdum eski cdlerimi karıştırdım,izlemediklerimi ayırdım ve başladım :]

1-) Filmin Adı: Sessiz Çığlık
      Orjinal Adı: Open House
      Vizyon Tarihi: 2010
      Konu: Gerilim Korku

Özet Olarak
Boşanma eşiğinde olan Alice, evinin taksitlerini ödeyemediği için satmaya karar verir. Emlakçı arkadaşı ile anlaşır ve evine her gün birileri ziyaretçi olarak gelir. Alice, taşınmadan önce arkadaşları ile evinde son bir akşam yemeğinde buluşmak ister. Akşam yemeği bittikten sonra herkes evine dağılır. Lakin evde beklenmeyen bir misafir vardır....

Peki Benim Yorumum :]
Sıkıcı bir oyunculuk, ağır aksak konu akışı, fazla fazla hayalperestlik..... Konu akışındaki eksiklik malesef filmin akışını etkiliyor. Uçuk olaylar ise gerçekçilikle alakasız olduğu için sizi filmin içine almıyor. He zaman mı kaybettim? Hayır... Boş bi zamanının da azıcık korkmak isteyenlerin izlemesi gereken bi film bu....

2-)  Filmin Adı: Hayat Sana Güzel
      Orjinal Adı: The Change-up
      Vizyon Tarihi: 2011
      Konu: Komedi

Özet Olarak 
 İyi bir ailesi babası olan bir adam ile bekar ve çapkın olan en yakın arkadaşının vücut değiştirmesi ile ortaya çıkan komik olaylar akımından oluşur :]

Peki Benim Yorumum :]
Klasik ABD yapımı abzürt komedi tadında ilerleyen 10 üzerinden 6 puan verebileceğim kadar eğlenceli böyle hafifçe depresyona girecekmiş gibi olduğunuz bir anda sizi oradan çıkarabilecek, tadımlık bir film.

3-)Filmin Adı: Kaçıklar Üniversitesi
      Orjinal Adı: Van Wilder: Freshman Year
      Vizyon Tarihi: 2009
      Konu: Komedi


Özet Olarak
Efsanenin başlangıcı… Van Wilder efsanesini hepiniz biliyorsunuz… Peki, bu efsane nasıl başladı öğrenmek ister misiniz? Van Wilder’ın üniversitedeki ilk senesidir ve partiye hazırdır… Yalnız üniversiteye vardığında onu kötü bir sürpriz beklemektedir… Coolidge College’deki bütün kızlar bekaret yemini etmiştir ve sert bir rektör, üniversiteyi sert kurallarla yönetmektedir. Van Wilder için bu durum sürdürülemez… Üniversite hayatı boyunca yaptığı tek şey bu olsa da, Van Wilder okulunun partisizliğine bir son verip özgürlük getirmelidir.

Peki Benim Yorumum :]
Bir film üçlemesinin son filmi olan Kaçıklar Üniversitesi, Amerikan Pastası tadında komedi içerikli bi filmmiş. Sadece izlemek adına izlenecek bi film yalnız. Genç arkadaşlarıma tavsiye vermeden geçemeyeceğim tabi ki; '' hala üniversitede kızlar teklif etmiyor'' :]] aldanmayın bu filme....

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Ahmet Batman- Bana İkimizi Anlat

Neler biriktirdim nelerr :] iki gezi yazısı 6 kitap 5 film.... hepsini sırayla ve fırsat buldukca yayınlayacağım inşallah :]

Arka kapak
‘’yaşanması mümkünken yaşanmayan her aşk gün gelir bizden bunun hesabını sorar…’’
Adamlık, bir kadını bir ömür boyu sevmekten geçer. Kadınlık da kendini bir ömür sevecek adamın değerini bilmektir. Kimin için yaratıldığını bilmiyorsun elbette ama bu hikayenin başrolü sensin. Aşkı senin, acısı senin. Kimse içinde kopan fırtınaları anlamaz, anlamak zorunda da değil zaten. İnsanlar hep konuşur çünkü hayat senin, tasası onların….


Ve benim yorumum
Diyor Ahmet Batman son kitabında. Haklı aslında. Derdini, kederini, mutluluğunu, göz yaşını, acısını senin çektiğin hayatın tasası neden başkasının? Çok şey buldum bu kitapta. Hoş ben her kitapta bir sürü şey bulurum bana ait orayı karıştırmayın :]
Baş kahramanız Rüzgar… Naif, içine kapanık bir çocuk Rüzgar. Sekiz yaşında tutulduğu komşu kızı ‘’Yağmur’’ için tüm duygular. Bir ömrü ona adayarak geçirişin hikayesi aslında. Ailenin tek evladı olmasının verdiği sıkıntılar bir yana bir de ‘’Yağmur’’ var….
Dedesi Yusuf Demirsoy’un ‘’kuşları izlemek güzeldir, bir de yazmanın tadına bak’’ demesi ile başlayan serüveni cilt cilt kitaplar olacak kadar yoğun yaşaması ile ilerler. Her duyguyu ince ince içine işledikçe kapılır, kapıldıkça kaybolur Rüzgar…
Annesi Doktor Müberra Hanım vefat eder ve bir gün hayatını tamamiyle değiştirecek bir şey olur….

Altı Çizilesi

…….. kokusuna alıştığınız bir insanı unutamassınız. Aranıza mesafeler ya da ayrılıklar girebilir. Yüzünü unutmuş olabilirsiniz, sesinide… Ama kokusunu unutamassınız…..

…….. bir adam hayatı boyunca bir kadını seviyor ve diğerlerinde hep onu arıyor……


…… belki de onun için yarattığınız dünyada, aslında onun hiç yeri olmadığını anlayacaksınız…….

…….. bu yalnızlık tam olarak şuydu. ‘’güvenebileceğim tek bir kişi dahi yoktu.’’ İşte hayattaki gerçek yalnızlık budur………

………. Bir kere gidersen alışırsın gitmeye…….


…….. bu hayatta teslim olduğunuz hiçbir şarkı sizi esir almaz. İşin aslı, bu hayatta sadece şarkılara teslim olmalı insan……

…….. etrafınızda kimse yoksa yalnız olduğunuzu hissedebilirsiniz ama etrafınızda çok alıştığınız biri yoksa eğer, bunun adı yalnızlık değil, onsuzluktur…..










28 Haziran 2015 Pazar

Anlatmak ile bitiremeyeceğim şehir; TRABZON

Kendi memleketim diye torpil geçtiğimi düşünenleriniz olacaktır elbet. Tamamen haklılar :] İlk gezi yazı hakkımı tabi ki memleketime tanıyacaktım. 1 aya yakındır bu yazı için itina ile uğraştım. Onlarca kitap karıştırdım,eski resimleri bulabilmek için arşivlerimi talan ettim, büyüklerimi ziyaret edip doğru bilgiler edinmeye çalıştım... Anlatarak bitiremeyeceğimi başta da belirttim  lakin ufak bi gezi için yeterli bilgileri elde ettim bile :]

Trabzon Ve Tarihi

Trabzon, Türkiye'nin bir ili ve en kalabalık yirmi dokuzuncu şehri. 2014 itibarıyla 766.782 nüfusa sahiptir. Trabzon, günümüzde Karadeniz Bölgesi'nin Samsun'dan sonra ikinci büyük kentidir. Trabzon, 12 Kasım 2012 tarihinde kabul edilen büyükşehir yasa tasarısı ile büyükşehir belediyesi olmuş ve merkez ilçe kaldırılarak Ortahisar ilçesi kurulmuştur. Trabzon iki il ile birliktede "şehzadeler şehri" olarak anılır.
Yunan mitolojisinde Lycaon’un oğlu Trapezeus'un Arkadya'daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, Karadenizdeki Trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının Yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
Yüzyıllarca Trabzon Rum İmparatorluğu olarak varlığına devam eden Trabzon, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Han'ın komutasında ki ordu ile fetih edilir. Daha sonra Yavuz Sultan Selim'in valiliğine şahitlik etmiş bu tarihi şehir, Kanuni Sultan Süleyman'ın doğumuna ev sahipliği yapmıştır....

18 ilçesi bulunan Trabzon'u En büyük ilçesi ''Akçaabat'tan''  gezmeye  başlıyalım :]
AKÇABAAT
 Trabzon ilinin nüfusu ile en büyük ilçesi olan Akçaabat, köftesiyle ve horonuyla meşhurdur. İlçede 90'lı yılların sonuna kadar, tütün oldukça önemli bir yere sahipti. Yöre halkı tarafından Akçaabat, il içinde il olarak görülür. Akçaabat'ın futbol ''Akçaabat Sebatspor'' takımı Cumhuriyet'le yaşıt olup, Türk futbolunda 1. Lig'e çıkan ilk ilçe takımıdır.
Merkez 
Sahil ilçesi olan Akçaabat, aslen memlektim olur. Son 10 yılda hatrı sayılır bakımdan gelişim gösteren Akçaabat, mavi ve yeşil renklerin bütünleşmesi ile doğallık açısından ön plandadır. Köftesi ile meşhur olan Akçaabat, sahil kısmında bulunan bir çok restaurantı ile bu eşsiz lezzeti size bizzat yaşatır. Akçaabat sahilin aslında en meşhur kısmı, seyyar kasetçileridir :] Siz sahilde yürüyüş yaparken sahilin her bir köşesinden kemençe seslerini duymanız mümkündür.
Orta Mahalle 

Akçaabat' ın mahallelerinden biri olan Orta Mahallenin büyük bir bölümü 24.08.1988 tarihinde kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Orta Mahalle 19.yy Osmanlı konut mimarisinin tipik özelliklerini taşımaktadır. Sit alanı içerisindeki sokaklar oldukça dar ve diktir. Bu durum taşıt trafiğini güçleştirmektedir. 

son zamanlarda kentsel dönüşüm çerçevesinde restarasyona giren tarihi evler, cafe ve restaurant olarak hizmet vermeye başlamıştır.

St. Micheal Kilisesi, orta mahalle evlerinin en üstünde bulunan bu kilise, Komnenoslar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Selina Ballance’nin belirttiğine göre; Komnenos Manuel, Selçuklu ordusunu 30 Ağustos 1332’de yenmiş ve bu zaferi kutlamak amacıyla bu kiliseyi yaptırmıştır. Kilise Rumlar tarafından 1846 yılında onarılmıştır. Bu kilise ilk defa Hamilton tarafından tanıtılmıştır.

Seyrantepe
Trabzon'un eşsiz manzarasını batıdan doğuya doğru seyretme imkanı sunun Seyrantepe, içinde bulundurduğu tesisler ile hem manzarayı izleyip hem de Trabzona has lezzetleri tatmanıza olanak sağlıyor.

Tesis Değerlendirmesi
Mekan: ****
Lezzet: ****
Kalite: ***
Fiyat: *****

Akçaabat'ın en güzel yerleri sıralamaya kalksam bitmez. Merkez, Orta Mahalle ve Seyrantepe görülesi mekanlarıdır efenim :]

Bir Felaketten Doğan Doğal Güzellik: SERA GÖLÜ

Sera Gölü, Trabzon'un Akçaabat ilçesi sınırları içerisinde bulunan bir heyelan set gölüdür. Göl, Yıldızlı ve Derecik belediyelerinin arasında yer alan Derecik Vadisi'nde oluşmuştur. İsmini hudutları içerisinde olduğu Yıldızlı'nın eski adı olan Sera'dan almıştır. Göl, aşırı yağış sonucu 21 Şubat 1950 Salı günü Derecik Vadisi yamaçlarından kopan büyük kayaçların vadi tabanını tıkaması sonucu oluşmuştur. Kopan parçaların bazıları o kadar büyüktür ki, günümüzde dahi kopmaların yaşandığı bu bölgeler anlaşılabilmektedir. Bu kopmalar vadide derin uçurumların oluşmasına neden olmuştur ve kopmaların olduğu gün küçük çapta yerel bir deprem oluşmuştur. Göl on sekiz günde tam halini almış, yöre halkı bizzat bir gölün oluşumuna tanıklık etmiştir.Çöküntünün oluştuğu yamaçlar ve vadi tabanında ki askerler tarafından yapılan düzenlemeler uzunca bir süre sürmüştür.
İçinde şirin konaklama ve dinlenme tesisleri bulunan Sera Gölü, günü birlik geziler için uygun bi durak olacaktır. Yemeğinizi yeyip yahut çayınızı içtikten sonra gölün içindeki ufak deniz bisikletleri ile keyifli bir tur gerçekleştirebilirsiniz :]

Her Taşı Ayrı Bir Tarih; Ayasofya Kilisesi / Ayasofya Camii

Günümüzde müze ve camii olarak kullanılmakta olan Trabzon Ayasofya Kilisesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından 1.Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir. İngiliz seyyah ve araştırmacı G.Finlay tarafından 1427 yılına tarihlenen çan kulesi kilisesinin batısında yer almaktadır. Kilisenin kuzeyinde bulunan üç apsisli şapel kalıntısı ise daha erken bir döneme ait olmalıdır.

Gerekli Restarasyonlar sonucu bu gün ki halini alan Ayasofya, tarihin her bir anına şiddetle taşıyor ziyaretçilerini. Ayasofyanın içinde bulunan cafe&restaurant gelen misafirlerini hoşnut etmeden asla bırakmıyor :]
Tesis Değerlendirmesi
Mekan: ***
Lezzet:****
Kalite: ***
Fiyat:***
Trabzon'un Giriş Kapısı; Tarihi Surlar
Geçmişi Rum İmparatorluğuna dayanan, Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u Fetihinden sonra bir nevi şehrin gümrük kapısı olarak kullanılan Trabzon Surları, günümüzde bir kaç burcu ile ayakta kalmış olsada; üstünde dalgalanan dev bayrağımız ile hala Trabzon'un tarihi açısından en değerlisi sayılabilecek tarih kokan eserlerinden biridir.

Orta Hisar

Trabzon Surlarının iç kısmında kalan, her bir metre karesi tarih kokan, Trabzon'nun Büyük Şehir Belediyesi olmasından sonra Merkez ilçe olarak hayatına devam eden Orta Hisar, tam anlamı ile Trabzon'un orta kısmıdır. İçinde Kanuni Sultan Süleyman'ın doğdu evi barındıran Orta Hisar tarihi açıdan bir çok yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri tarihi Orta Hisar Camiidir.

Tarihi, Osmanlı İmparatorluğundan öncesine dayanan bu camii, yapı olarak 10 yy.da inşaa edilmişdir. 12,13 ve 14 yüzyıl da çeşitli eklemeler yapılmıştır. Rum İmparatorlarının taç giyme törenlerine ev sahipliği yaptığı sıralarda kilise olan bu camii, 1461'de Fatih Sultan Mehmet tarafından Fetih edildikten sonra camii haline getirilmiş ve Osmanlı mimasirinin en güzel örneklerine tanıklık etmektedir.

Trabzon Yeni Cuma Mahallesi'nin Göz Bebeği; Cephanelik
Dayım ve annemin çocukluğunda bahçesinde oyunlar oynadığı,içinden çeşitli mermiler bulup çıkardıkları Cephanelik, Trabzon yapıları içinde en çok dikkati çeken ve tartışılan bir yapıdır. Yapının Yıldız Sarayı albümlerindeki resminin altında H.1305 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Kapısı üzerindeki II. Abdülhamit’in Tuğrası ve kitabe de bunu doğrular.Cephaneliğin 1887 tarihinde yaptırıldığı kesin olarak anlaşılmaktadır. 

Yaklaşık 25-40 m çapında iç içe dairevi iki bölümden oluşmaktadır. İç bölüm dört, dış bölüm ise üç katlıdır. İç ve dış yapılarda oval kemerli üçer adet pencere bulunmaktadır. Yüksek bir koruma duvarı içine alınmış olup, batı yakınında ise karakol hanesi vardı. 1916-1918 Rus işgali sırasında mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919’ da bir patlamayla örtüsü yıkılmıştır.

Resimdeki hali, 2000'li yıllarda restore edildikten sonraki halidir. Şu an Cafe&Restaurant olarak hayatına devam eden cephanelik,yaz düğünleri için tercih edilen mekanlar arasındadır.

Tesis Değerlendirmesi
Mekan: *****
Lezzet:****
Kalite: ****
Fiyat:**
Trabzon'un Muhteşem Dörtlüsü; Kunduracılar Caddesi,Uzun Sokak,Maraş Caddesi Ve Tanjant Yolu
 Tam ortasından tarihi bir Rum Evinden İkiye Ayrılan Kunduracılar caddesi, Alt kısmı kuyumcular çarşısı üst kısmı kunduracılar caddesi olarak hayatında devam etmektedir. Trafiğe kapalı olması ve tarihi yapıları içinde bulundurması ile Trabzonluların yegane alış veriş merkezidir.


Kunduracılar Caddesini iki ayıran o Tarihi Rum evinden Düz devam ettiğimizde karşımıza çıkan Maraş Caddesi, Uzun Sokak'ın trafiğe kapatılmasından sonra epeyce canlanmış bulunmakta aslen bankacılar sokağı gibi görünsede, bir çok iş hanı,ticaret merkezi,cafe ve restaurantları ile Trabzona hayat veren caddelerden biridir. Trabzon'un ilk 5 yıldızlı oteli ''Zorlu Grand Otel'i '' içinde barındıran Maraş Caddesi, şehir içi ulaşımın göbeğidir.

Maraş Caddesi'nin bir üst sokağı olan Uzun Sokak, Yaklaşık 1 km uzunluğunda olup,içinde tüm ticari markaları barındıran Trabzonun Kalbidir. Nereye gitmek isterseniz isteyin mutlaka buradan geçeceksiniz:] Trafiğe kapatılmadan önce yürümenin neredeyse imkansız olduğu Uzun Sokak,şimdilerde sadece yaya trafiğine açık olması ile hayatı kolaylaştırmıştır :]

Ve bu dörtlünün son ayağı, Tanjant Yolu... Aslında Tanjant Yolu, şehir trafiğini rahatlatmak için yapılmış bir köprüydü. Lakin Uzun Sokak'ın trafiğe kapatılmasından sonra ulaşım için en çok tercih edilen yollardan biri olması nedeniyle ticari açıdan gelişmesine ön ayak oldu.Bir çok cafe,restaurant,mağaza ve iş yerlerini üzerinde barındıran Tanjant, son 10 yılda en çok gelişen yerlerden biri oldu.

Bir Tarihin Yaşadığı Yer; Kemeraltı Çarşısı

Trabzon Kemeraltı Çarşısı tarihi olarak da Trabzon şehrimizin tarihi ve en eski çarşısıdır.  Trabzon Kemeraltı Çarşısı adı kadarda bakırcıları ilede meşhurdur. Trabzon’un güzide bakırcı esnaflarının dükkanları ve tezgahları bu çarşının üzerindedir.
 Trabzon bakırı ve süs eşyalarını kemeraltı çarşısında bulabilir, kalaylatabilir ve kendi isteğinize göre şekillendire bilirsiniz. Trabzon Kemeraltı Çarşısında sadece bakırcılar değil bir çok esnaf tezgahıda yer almaktadır meşhur Bozkurtlar Simiti namı diyar Trabzon Simitiçarşının hemen başındadır.

Tarihi Kızlar Manastırı/Boztepe
Trabzon şehrinde birbirinden güzel ve sayıca fazla gezilecek yer görülecek tarihi yapılar mevcut Trabzon Kızlar Manastırı bunlardan bir tanesi. Tarihi yapı olarak çok eski ve geçmişi yıllar önceye dayanan bu yer şuanda restore edilerek halka açık hale getirme çalışmaları içerisinde.


Şehr-i Seyirin Keyfi; Boztepe
Bütün gün şehri gezip yorulduktan sonra keyifle dinlenebileceğiniz yerdir Boztepe. Trabzon Yazısının tam üstünde bulunan Boztepe,gerek manzarası gerekse içinde bulundurduğu tesisleri ile yorgunluğunuza iyi gelecek. 


Şehr-i seyir balkonlarında oturup bir de semaverde çay söylediniz mi deymeyin keyfinize :] Trabzonu doğudan batıya rahatlıkla izleyebileceğiniz bu tepe tam gezginler için.
Tesis Değerlendirmesi
Mekan: *****
Lezzet:***
Kalite: ***
Fiyat:****

Denizin En Doğal Hali; Ganita
Ganita nedir, ne anlama gelir? Ganita, Trabzon’un kent kültürüne 120 yıl boyunca etki etmiş bir alandır. Burada ‘alan’ı altı çok çizgili bir kelime olarak seçiyorum. Kültürü içine toplayarak adeta bir merkez vazifesi gören ve aynı anda içinde /merkezinde elediği, dokuduğu, tazelediği kültürü tekrar şehre yayan bir kültürhanedir Ganita. Öyleyse Ganita’nın ve dolayısıyla Trabzon’un kültür sorunlarına maddeci anlayışlar değil estetik ve entelektüel bakış açılarıyla el atılmalıdır. 

Ganita çay bahçesini özel kılan bir başka durum da yapısı. Ganita, Trabzon’un minyatürleştirilmiş halidir. Nasıl Trabzon, deniz kıyısından dağlara yükselen bir kent ise Ganita da denizin üzerine doğru yükselir. Masaların her birini bir ev ve oturanları da müşteri değil de şehir insanı olarak düşünürsek çok çarpıcı bir benzerlik görürüz. Bu somut yapılar ne kadar benzerse içinde taşıdığı manevî yapılar da o kadar aynı. Dahası, Trabzon genelinde nasıl bir kültürel değişimden (ki bence bu değişim pek de asil değil) söz edebilirsek Ganita’da da aynı değişimi görürüz. Trabzon’un kültürel yapısını keşfetmek isteyen Ganita’yı keşfederek bunu büyük ölçüde başarabilir. Çünkü Ganita da denizin üzerinde bir kaledir. Ganita da Trabzon’un kendisi gibi denizden dağa tırmanan bir yapıdır. Bu mekân üzerine şu da söylenmelidir ki bizler, ruhî edimlerimizi denizden alan insanlarız. Dalgaları inceleyelim. Sonra insanlarımızı inceleyelim; aynılık görürüz. Denize ne kadar yakınsak o kadar Trabzonluyuz. Ne kadar Trabzonluysak o kadar coşkun, sevgi dolu ve asiliz. Son yıllarda denizden koptuk, koparıldık. Belki de Ganita Trabzonlu kalabildiğimiz tek yer şu an. 
Ganita da keyifle birşeyler içip sohbet edip keyifle zaman geçirebilirsiniz. Ayrıca deniz dalglarının dağı oyarak oluşturduğu küçük alana kayıklar ile gidip yakından görebilirsiniz.....
Tesis Değerlendirmesi
Mekan: *****
Lezzet:***
Kalite: ***
Fiyat:*****

Trabzon'un gezilecek görülecek yerleri anlat anlat bitiremem.Benim için önemli olan. severek gittiğim,yeni yeni insanların duyduğu yerleri zevkle yazmak istedim. Umarım Beğenirsiniz :)

gelecek yazı: #Ankara

26 Haziran 2015 Cuma

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları- Hannah Richell


Kitap Arka Kapak

Kalbiniz affetse bile ruhunuz ihaneti unutup yeniden sevmeyi öğrenebilir mi?

Dorset sahilini dalgalarıyla döven fırtınalı bir deniz… Kayaların tepesinde gün ışığında beyaz duvarlarıyla adeta inci gibi parlayan bir çiftlik evi…Clifftops.

Burası Dora'nın bir zamanlar evim dediği yerdir. Şimdi ise Dora sevdiği adamla Londra'da yaşamaktadır ve içinde yeni bir hayat büyümektedir. Ancak on bir sene önce yaşadığı o korkunç olaydan bu yana kendini bir türlü toparlayamıyordur. Dahası kendini bir anne adayı olarak yeterli görmemektedir.

Daha fazla bu şekilde yaşayamayacağını anlayan Dora, geçmişiyle yüzleşmek için çocukluğunun geçtiği o eve döner. İstediği cevapları annesinden öğrenecektir. Fakat döndüğünde hiçbir şeyin eski masumluğunu korumadığını görecektir. Çünkü her ailede sırlar vardır ve bazıları sonsuza kadar saklanmalıdır…

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları, ihanet ve yalanlarla parçalanan bir ailenin umuda tutunuşunu anlatan muhteşem bir roman.



Kitap Özeti

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları romanında Dora’nın geçmişi ile yüzleşmesini okuyoruz. Dora uzun yıllar bir sahil kasabasında yaşamış fakat daha sonra burayı terk ederek Londra’ya yerleşmiştir. Yeni hayatı ona güzel bir aşk getirmiş fakat sıra çocuk sahibi olmaya geldiğinde Dora geçmişi nedeni ile buna hep uzak durmuştur. Geçmişi ile yüzleşmeden çocuk sahibi olamayacağını anladığında ise doğup büyüdüğü sahil kasabasına geri döner. 

Dora yüzleşmek için geldiği kasabada her şeyin çok değiştiğini görür. Annesi ve geçmişi ile yüzleşmeye başladığında ise geçmişten gelen bir çok sır ortaya çıkar ve bunlarda tamir edilmesi daha zor yaralar oluşturur.

Altı Çizilesi

... '' Sevgi gülünç bir şeydir, Cassie.'' 
''Tıpkı buradaki meyve bahçesi gibi. Etrafına bir bak. Şu anda görülecek pek bir şey yok, değil mi? Uykuda, hatta perişan görünüyor. Ama bunun tamamı bir döngünün parçası. Kış, ilkbahar, yaz, sonbahar. Gerçek sevgi, yani derin, hakiki sevgi böyledir. Köklenir, büyür ve şekil değiştirir. Bazen sararıp soluyormuş gibi görünür, diğer zamanlar tamamen çiçek açmıştır. Hiçbir şey sonsuza dek aynı kalmaz. Her şey değişir, hayat ileriye doğru devam eder. Ama eğer bu, bir aileyi ören sevgi gibi gerçek sevgiyse, o zaman her zaman oradadır, yüzeyin altında kaynamaktadır, sadece yeniden patlamayı bekliyordur.''

... Parçalanmış, rüzgarla darmadağın olmuşlardı ve her biri kendi özel zindanında kilitli kalmıştı.

... Havasız kalmış gri bir balık gibi hissediyordu kendini, kumsala savrulmuş, dalgalar gitgide geriledikçe, son nefeslerini alıyordu.

... '' Korkarım ki hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Bunu söylemek bana acı veriyor ama hayatın seni tekrar üzmeyeceğine dair söz veremem. Ama bana cevap ver Dora, ne yapalım, incinmekten korktuğumuz için denemeyi bırakalım mı? Evet, hayat her zaman beklediğimiz gibi devam etmiyor. Evet bizi incitebiliyor. Bizi adeta yıkıyor ama iyileşebildiğimizi de biliyorum artık. Güçlenebiliriz. En beklenmedik yerlerden mutluluğu bulabiliriz... En beklenmedik insanlarla. ''

Tabisi Benim Yorumum :]

''Kıyıya Vuran Deniz Kabukları'' romanın kapağıyla size huzurlu, hafif, denizli ve sakin bir his veriyor. Kitapla ne kadar ters, ne kadar uyumsuz. Bu roman bir aile ve onun başına gelen feci bir olayı anlatıyor. Denize tepeden bakan kocaman bir ev, genç bir çift, sevimli kızları… Ailenin annesi bu eve yerleşmek, kasabaya taşınıp Londra'daki hareketli hayatından kopmak hiç istemiyor ama ailenin huzuru için kabulleniyor ya da en azından kabullenmeye çalışıyor. Aileye yeni bir üyenin katılmasıyla işler yolunda gider gibi görünürken kokunç bir olay oluyor. Bu olayda ailedeki herkes biraz suçlu, biraz sorumlu. O dakikaya kadar saklana sırlar, içe atılanlar, biriktirilip söylenemeyenler bu olayla aileyi parçalıyor. Ailenin en küçük kızı büyüyüp de bir bebek beklediğini öğrenince geçmişle de yüzleşmeye başlıyor. Roman da bu olayı ve yüzleşmeyi anlatıyor.

Romanla ilgili içime sinmeyen diğer konu da romanın sonu.Dora öyle saçma şekilde büyük bir bedel ödemiş ki bence kimse iki göz yaşına, bir buluşmaya her şeyi sindiremez. Başta dediğim gibi  bu romanın pembe romanlardan olmaması hoşuma gitmişti ama bu da mutlu sonla bitti. Bu kadar drama kestikten sonra mutlu son nereden çıktı? Böyle bir zorunluluk mu var?

Her şeye rağmen insana ben olsam ne yapardım, kim suçlu, nasıl olsa farklı olurdu diye düşünüyor. Birkaç karakter güzel kurulmuş, ruhsal değişimleri izlemek zevk veriyor.





15 Haziran 2015 Pazartesi

I'll Teach You Love / Sana Aşkı Öğreteceğim - 2010




"12 yıl oldu. 12 yıldır yalnızca tek bir erkeği sevdim. Kaç defa cayıp yüreğime gömerken, 'Günün birinde beni önemseyecek.' dediğimi biliyor musun? Aşkıma karşılık vermesi için daha ne yapmam lazım? Ne yapmam gerektiğini öğretemez misin?"

Bir saatlik bir film '' I'll  Teach You  Love.'' Mini drama da diyebiliriz aslında. Öncelikle biraz konusundan bahsedeyim:
Lee Jin Yi salaş görünümlü bir çiçekçidir. 12 yıldır aşık olduğu Chul Woo onun farkında bile değildir. Jin Yi aşık olduğu adamın kendisini farketmesi için bir çeşit çöpçatanlık şirketinden yardım ister. Artık bu yolda ona Kwon Tae Joon yardım edecektir. Tae Joon'un yardımlarıyla Jin Yi sevdiği adamın ilgisini çekmeye çalışır.



+Güzel değil mi? Dağlalesi. Malesef bu çiçek ümitsiz aşkın temsilcisi.-Vaz mı geçeceksin?
+Vazgeçmeyi temsil eden çiçek yok.



Bu gün bu  filmi ikinci kez izledim. İyi ki izlemişim çünkü filmden ilk izleyişte alınan tat başka, ikinci izleyişte alınan tat bambaşka. Öyle güzel dokunuyor ki kalbinize.. Binlerce kez izleseniz bıkmayacakmışsınız, her seferinde yeni bir şey farkedecekmişsiniz, her seferinde filmi daha iyi hissedecekmişsiniz gibi..





 +Nesini seviyorsun bu adamın?-O adam.. güldüğü zaman dudağı sol tarafa doğru kalkar. Sürekli sol elini cebine sokma huyu vardır. Sinirliyken elini cebine koyar ve yürür. Yürür ve yürür. Saatlerce yürür. Başka huyları da var. Derin düşüncelere daldığı zaman kaleminin ucunu ısırır. Çenesi için zararlı."

Film öyle güzel repliklerle bezenmiş ki insanın eline kağıt kalem alıp replikleri not edesi geliyor. Çevirip çevirip sırf replikler için aynı sahneleri onlarca kez izlettiriyor. İlk izleyişimden sonra arasıra açıp sevdiğim sahneleri izlemiştim sırf replikleri için. Oyuncuları da çok başarılı gerçekten. Özellikle Jin Yi ve Tae Joon karakterlerini izlerken oyuncuların başarısını farkedebilirsiniz. Duyguyu en iyi şekilde veriyorlar. Yani en azından bana duyguyu en iyi şekikde yansıttılar.


Sıcacık bir film '' I'll Teach  You Love.'' Konusu, oyuncuları, replikleri, sahneleri, çiçekleri her şeyi çok güzel, çok sıcak. İnsanın her zaman elinin altında bulunup canı isteyince izleyeceği cinsten. Filmi izleyip beğenmişseniz sizin de benim gibi sırf replikler için açıp aynı sahneleri defalarca izleyeceğiniz zamanlar olacaktır. Olsun, bazı sahneleri gerçekten onlarca kez izlemeye değer.






Ve son olarak, gittiğim yolun doğru olduğunu anlattı bana '' I'll teach you love'' .... Kimse duygusuz değildir. Ya keşfedilmemiştir,ya da canının acıdığı o kör noktaya kimse ulaşmamıştır. Vazgeçmek yok! '' Sana aşkı öğreteceğim...''




14 Haziran 2015 Pazar

Ahmet Ümit - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

İstediğim kadar işim gücüm olsun, vaktim dar olsun, bir kitabı sayfa sayısına bağlı olarak en fazla 3 gün içerisinde bitiriyorsam, o kitap benim için güzel bir kitaptır. Gelelim Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ne, bu kitapta da bizi tanıdık karakterler; Başkomser Nevzat, Ali ve Zeynep komiserler karşılıyor. Mekan Tarlabaşı, Tarlabaşı'nda bir ceset; Engin, Engin'i öldürmüş olma ihtimali bulunan ve suçu birbirlerine atan cinayet zanlıları.

Her Ahmet Ümit kitabında olduğu gibi katili ararken, romanın alt metninden bir şeyler öğreniyoruz. Alt metinde bu seferki konumuz Tarlabaşı'nın tarihi. Bu kitaptan önce orada ne yaşandığını, üzülerek söylemeliyim ki, bilmiyordum. İstanbul'u iyi bilmeme rağmen   Tarlabaşı'nın nasıl kötü bir semt olduğunu hep duyumlarımda bıraktım. Tarlabaşı'nın neden bu durumda olduğunu Ahmet Ümit sayesinde öğrenmiş oldum. Ve Gezi Parkı'nın bence romana işlenmesi gayet güzel olmuş, olayların ne tarafında olursak olalım, orada müthiş bir kenetlenmenin yaşandığını ve uygulanan yanlış politikalarla polisin halka nasıl düşmanmış gibi gösterildiğini maalesef şahit olduk. Ahmet Ümit'te bunları romanının alt metninde kullanmış. Açıkçası beni hiç rahatsız etmedi. Farklı görüşleri okumak ufku genişletir ne de olsa.


Ahmet Ümit okumaya, daha doğrusu, Ahmet Ümit'in içinde Başkomser Nevzat olan kitaplarını okumaya yazım sırasıyla başlamak gerekir diye düşünüyorum. Bence bir Kavim'i okumadan İstanbul Hatırası'nı okumak kesinlikle kitaptan alınacak zevki düşürecektir. Başkomser Nevzat kitapları yayınlanma sırasıyla şu şekildedir; Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - Kavim - İstanbul Hatırası - Sultanı Öldürmek - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi. Bir de henüz okumadığım üç adet çizgi romanı mevcuttur; Çiçekçinin Ölümü, Tapınak Fahişeleri ve Davulcu Davut'u kim öldürdü.
 Yazımı özetlemek gerekirse; Ahmet Ümit ve romanın baş karakteri Nevzat'ı çok sevdiğimden Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni okurken oldukça keyif aldım ve Ahmet Ümit'e başlangıç kitabı olarak değil de, daha önce Ahmet Ümit okumuş olanlar için mutlaka önereceğim bir kitap.
Altı Çizilesi
“Tanrı’dan rol çalmak… Birini öldürmenin anlamı budur.”
“Aşk dünyanın en iyi mazeretiydi.”
“Sessizlik, soğuktan daha keskin, adeta katılaşmış bir sessizlik karşılardı beni. Oysa biliyordum, eşyaların suskunluğuna gizlenmişti fısıltılar. Fırsatını bulur bulmaz kulaklarıma dolmaya başlayacaktı, ölülerinizin asla yok olmayan kederi.”
“Bütün mesele uyanıklıkla uyku arasındaki o süreyi kısaltmaktaydı.”

“İnsan yaşadığı yere benzer” demişti bir şair. Hukukumuz da yaşadığımız yerler gibiydi, eskimiş, işlevini yitirmiş, çürümeye terk edilmiş, yıkılmak üzere…
“Bu ülkede canlı cansız her şey satılık. Paran varsa her şeyi satın alabilirsin, elbette en başta da insanları. Doktorları, hakimleri, savcıları, polisleri… Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı…”
“ Kaybetmiş insanları, kazananlardan daha yakın bulurum kendime.”
Kitabın Tanımından;

Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet… Tarlabaşının arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbulun en gözde yeri olan Beyoğlunun hazin hikâyesi.